Boocek.org

YAZARDAN ÖTE BİR “TOLSTOY”

Hepimiz biliyoruz Tolstoy’u. Okumamış olanlar dahi hayatlarında en az bir kere duymuşlardır adını yada eserlerini. Anna Karanina, Savaş ve Barış, Diriliş, İnsan Ne İle Yaşar ve dahası.

Hepsine aşinayız değil mi? Peki kim bu Tolstoy?

Tam adıyla Lev Nikolayeviç Tolstoy. Eylül 1928 Rusya yasana doğumlu filozof, pasifist, eğitim reformcusu bir yazar. Kont yani prenstir ve Rusya’nın köklü ailelerinden gelir. Küçük yaşlarda önce annesini sonra babasını kaybetti Tolstoy. Yakınları onun bakımını ve eğitimini üstlendi.  Okul çağındayken Fransızca öğrendi Voltaire, J. J. Rousseau okumaya başladı. Yine aynı zamanlarda Platon, Dickens, Pascal gibi klasikleri de okuyordu. Üniversite eğitimine Doğu Dilleri ile başladı Hukuk öğrenimi ile yarıda bıraktı. Asalet ve lüksten sıkılıyordu, kendini insanlara adamaya niyetliydi ve köyüne döndü. Eğitim ve öğrenim bakımından yeni bir kurum oluşturdu ve kendi köyünde bir okul kurdu. Huzura kavuştuğunu düşünüyordu. Artık evlenmeye karar verdi, 1862’de evlendiğinde karısı Sophie Behrs 16 yaşındaydı. Bu evlilikten beşi ölen on iki çocukları oldu. Rus köylüsünün yoksulluğu Tolstoyu çok üzüyordu, ailesinden kalan köklü mirası ve tüm servetini köylülere dağıttı. Tanrının Egemenliği İçimizdedir kitabıyla yeni bir Hristiyan akımı tanımlaması kilise tarafından aforoz edilmesine sebep oldu. Son yılları derbeder şekilde geçerken bir küslük sonucu her şeyini bırakarak yollara düştü. Astapovo tren istasyonunda ölü olarak bulundu (zatürre olduğu bilinmekte.).

Edebiyat dünyasına 1852’de başladığı kabul edilir. Sonraları bir dönem orduya katılmaya karar veren yazar Kafkasya’ya giderek halkın acılarını, yoksulluklarını yakından inceleme fırsatı bularak gördüklerini yazdıklarında dile getirmeye başladı. O dönemde gördükleri Tolstoy’u realist bir bakış açısıyla yazmaya iten sebeplerden biridir.

1860’lı yıllarda Fransa gezisinde Victor Hugo ile tanıştı ve ondan etkilendiği söylenmekte. Dünyaca ün kazanmasına etkili olan eserleri arasında yer alan Anna Karanina ile Savaş ve Barış isimli iki kitabının ortaya çıkmasında eşinin yardımı oldukça fazladır. Eşinin Savaş ve Barış adlı eserini 12 kez baştan sona düzeltip yazdığı bilinmekte.

Hayatının birçok döneminde gelgitler, ruhsal buhranlar yaşayan yazar evliliği sürecinde ortaya çıkarttığı iki dev eserin sonra tekrardan depresif yapıya büründü. Çoğu edebiyat tarihçisinin söylemine göre Savaş ve Barış’ın popülerliği artıkça Tolstoy derin depresyonlara girdi.

Değiştirdiği hayat şartları, duygu ve düşüncelerine rağmen yazma tutkusu devam etti. Ölümünün ardından yıllar geçmesine rağmen eserleri hala onlarca dilde, binlerce insanla buluşmakta. İnsanlık ve sanat tarihinde önemli bir isim olarak anılmakta. Hatta 2009 yılında yayınlanan Son İstasyon filmine konudur kendisi.

 

Peki, gerçekten bilmediğimiz, duymadığımız şeyler neler?

Büyük torunu Vladimir Tolstoy, Yasnaya Polnaya müzesinde yönetici olarak çalışıyor ve verdiği röportajında dedesinden şöyle bahsediyor;

  • Fransızca ve Almancası mükemmeldi. Bunların yanında çeşitli seviyelerde 13 dil konuşurdu. Öğrenmeyi severdi ve kendine özgü bir öğrenme yöntemi vardı.
  • Çok okurdu. Özellikle edebiyat eserleri ve çeviriler okurdu. Yeni diller öğrenmek için bu yöntemi başarılı bir şekilde kullanıyordu.
  • Yenilikleri sevmezdi ama onlardan büyülenirdi. Sinema ilk çıktığı zamanlarda kendisi çocukken ölen annesinin fotoğraflarını bu şekilde saklamanın mükemmel bir fikir olduğunu düşünmüştü.

 

Çeşitli kaynaklardan derlediğim bilgiler ise şu şekilde;

  • Kişisel gelişimine ve öğrenmeye zaman ayırır ve bunun için düzenli bir şekilde günlük tutardı.
  • Hayatta her şeyin bir sebebi ve sonucu olduğuna inanır ve bu sebeplerin ilahi bir sıralanışa göre olduğunu düşünürdü.
  • Başarısızlığı çıkılacak merdivenin bir basamağı olarak düşünür,  kendini motive etmeyi iyi bilirdi. Mutsuzluk ve başarısızlık anlarında kendine telkinlerde bulunurdu.
  • Karmaşık dünya içinde basit yaşayarak hayatın anlamını bulma amacı vardı.
  • İyilik yapmanın dünyayı güzelleştireceğine inanır fakat bu kavramı bilmeyen insanların yaşamı zorlaştırdığını düşünürdü.
  • Sadece tek işle uğraşır farklı işleri bir arada yapmazdı.
  • Tatlı yemez ve çok uyumazdı.
  • 60 yaşında buzlu sularda yüzerdi.
  • 67 yaşında bisiklet sürme dersleri aldı.
  • 70 yaşında buz patenine başladı.
  • 80 yaşına geldiğinde hala sabah sporu yapıyordu.
  • 82 yaşında evden kaçtığı zaman atıyla birlikte kaçtı. Yani o yaşta iken profesyonel derecede ata binmeyi biliyordu.
  • Müzikten çok korkuyordu fakat Wagner gibi ürkütücü bestelerin sahibi olan bir adamla buluşmaktan da geri kalmadı.
  • Korktuğu tek şey müzik değildi. Kadınlardan da bir o kadar korkardı. Erkeklerin akıllarını ve bedenlerini sömürdüklerini düşünürdü. Buna rağmen kadınlardan çok uzak durduğu söylenemez. 80 yaşında hala cinsel gücünü koruduğu bilinir.
  • Dört yıl boyunca uğraşarak halk için bir alfabe oluşturdu.
  • İyi bir avcıydı ve bu katletme derecesine kadar ulaşmıştı.
  • Küçükken çok çirkin olduğu ve annesinin ona “kimse seni güzelliğin için sevmeyecek. Onun için cesur, zeki ve iyi bir insan olmaya çalış.” Dediği, hatta büyüdükçe kendisinin de çirkin olduğunun farkına vardığı, “bu kadar çirkin bir insanın dünyada mutlu olmasına imkân yok” diyerek çirkinliğini kapatmak için uzun ve şekilli sakallar bıraktığı söylenir.
  • Öldüğünde polis cenazesine katılmak isteyenler için ulaşımı sınırladı fakat binlerce köylü sokakları doldurdular.

Son olarak kendisinden kalan orijinal görüntüleri izlemek isteyenler için buraya bırakıyorum. İyi seyirler.

Yorum ekle

Instagram

Instagram has returned empty data. Please check your username/hashtag.

Gruba katılmayı unutmayın.

 
Bööcek.org
Facebook Grubu · 1.651 üye
Gruba Katıl
"81 il , 81 iyilik elçisi" sözüyle yola çıkan, her şehirden Doğa,Sokak hayvanları ile ilgili olayları anlatan, gelişime önem veren haber sitesi.
 

Sosyal Medyada Takip Et

Ateş Böceği Derneği

Siteyi Ziyaret Etmeyi Unutma !